Zeka, Çoklu Zeka, Zeka Kuramları Nelerdir?

Zeka, insana ait bireysel farklılıklar açısından en önemli konudur. Zeka konusu Plato’ dan beri tartışılan ve üzerinde en çok spekülasyon yapılan bireysel farklılıklardan birisidir. Özellikle insan ve insana ait davranışların anlaşılması ve işlenmesi çoğu zaman zeka ile ilişkili olarak ele alınmıştır (Özbay, 2004:101).

Psikoloji literatüründeki tanımların çoğu, zekanın doğuştan gelen bir kapasite veya öğrenme potansiyeli olduğunu kabul eder. Zekanın tanımları, kültürlere göre de değişmektedir. Birbirine benzer olan Amerikan ve İngiliz kültürlerinde bile çeşitlilikler görülür. İngiliz sözlükleri, zekayı “aklın çabukluğu” veya “zihinsel kıvraklık” olarak alırken, Amerikan sözlükleri ise; hızı, zekanın bir niteliği olarak nadiren ele almaktadır (Owen, Blount and Moscow, 1978:71).

Zekanın göstergesi olduğu söylenen çok çeşitli ve karmaşık davranış dizisi vardır. Duyumlama, algılama, düşünme, problem çözme, uyma, anlama, iletişim kurma, reaksiyonda bulunma gibi davranışların pek çok yönü bir çeşit zekanın manifestosu gibi algılanır. (Horn, 1986:35)

Zekanın tanımlanmasıyla ilgili zorluklara zekanın; çok geniş ve sürekli değişen bir şey olmasından ve insan zekasının tanımlanması çabalarının, davranışları bölümlere ayırmakla daha da karmaşık bir hal alması sebep olmaktadır. (Woodcock, 1990:198)

Zekayı tanımlama konusunda yaşanan genel olarak iki tür zorluktan bahsedebiliriz. İlki, zekanın dinamik bir kavram ve çok boyutlu bir yapı olması nedeniyle yaşanan, zekanın tanımlanması güçlüğüdür. İkinci olarak da; zekanın kaynağı konusunda yaşanan kararsızlıktır. Uzun yıllardır yapılan araştırmalarda kalıtım ve çevrenin zekayı etkilediği belirtilmiş ama hangisinin ne ölçüde etkilediği yapılan araştırmalarda farklılıklar göstermiştir.

Zeka  konusundaki  ilk  yaklaşımlar  özellikle  üç  boyut  üzerinde durmuştur.

Bunlar zekayı;

Öğrenme kapasitesi

Kişin kazandığı toplam bilgi

  • Kişinin yeni durumlara ve çevreye başarılı uyumu şeklinde ele almışlardır (Özbay, 2004:101).

Zeka, yaşam için gerekli olan uyumda kolaylık sağlayan bir yönelebilme ve sorunlara çözüm bulabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Bu da belli kavramları oluşturmak ve çeşitli kavramlar arasında ilişkiler kurabilmekle olur. İnsan zekasının en belirgin özelliği, kavram kurabilme yeteneğidir (İlal-Koptagel, 1984:213).

Terman (1960)’a göre zeka, soyut düşünebilme yeteneğidir. Bu da, sembollerin kullanıldığı kelimeler yoluyla gerçekleşir. Zeki insan, “şey”lerle ve “fikir”lerle, bunların maddesi, yani somut nesnesi olmadan düşünebilir. Thorndike (1927) zekayı, alışılmışın dışındaki durumlarla etkili bir şekilde başa çıkabilme; iyi cevaplar verebilme kapasitesi olarak tanımlamıştır. Bu düşünceden hareketle, nasıl farklı durumlar varsa, aynı şekilde, farklı zeka çeşitlerinin (soyut, mekanik, sosyal) de olduğunu ileri sürer. Örneğin, yetenekli bir lider, mekanik konularda oldukça başarısız olabilir; becerikli bir matematikçi de, politik konularda yetersiz kalabilir.

Allport’a göre, hayatın problemlerini çözebilme kapasitesi, E. G. Boring’e göre de, testlerin ölçtüğü şey zekadır. Guilford (1967), zekanın, birbiriyle ilişkili ve içiçe geçmiş bir çok faktörden oluştuğunu öne sürer. Burt, zekayı; doğuştan getirilen genel bir bilişsel yetenek olarak tanımlamıştır (Bernard, 1972:146-155; Butcher, 1968:18; Owen, Blount and Moscow, 1978:70).

Piaget zekayı üç boyutta kavramsallaştırmıştır (Günçe, 1973:28- 29):

  1. Zeka, organizmanın çevreye biyolojik uyumunun (adaptation) özel bir halidir. Bu uyum, kişinin (organizmanın) çevre ile etkileşimini sağlamaya yarar.
  1. Zeka, bir çeşit denge (equillbrium) dir. Bu zihinsel yapı ile çevre arasında sürekli olarak gelişen, durmadan yenilenen dinamik bir dengenin ifadesidir.
  1. Zeka, yaşayan ve eylemlerde bulunan bir zihinsel işlemler Bilgi edinmek için eylem gereklidir. Çocuk, durağan ve edilgin bir tutumla bilgi edinemez; eylemlere girişecek, çevresini keşfedecek ve bir şeyler öğrenecektir. İşte, “zihinsel işlemler sistemi”, etkin bir biçimde bilgi edinme mekanizması ile kazanılır.

Akıcı-Kristalize Zeka Teorisi üzerinde çalışan Horn (1988); zihinsel işlevleri, insan yeteneklerinin “samanyolu” olarak kavramsallaştırmıştır. Nasıl ki, güneş sisteminin de içinde olduğu samanyolunda kaç tane yıldız olduğunu bilmek çok zorsa; insanın kaç tane birbirinden bağımsız zihinsel yeteneği olduğunu bilmek de çok zordur.

Psikologlar; kalıtımın, zekanın üst sınırlarını belirlediğini, çevrenin de bu sınırlara ulaşılıp ulaşılamayacağını belirlediğini kabul ederler. Kalıtım ve çevre arasında sürekli bir etkileşim vardır. Ancak bu etkileşimin sonuçları kestirilemez. Çünkü, tek bir çevresel faktör, farklı bireylerin farklı kalıtsal parçaları üzerinde farklı etkilere sahiptir. Benzer olarak, kalıtsal bir faktör, çevresel faktörleri farklılaştırmada da farklı etkilere sahiptir. Şu ana kadar yapılan araştırmalara oranla daha iyi kontrol edilen araştırmalar yapılmadıkça, kalıtsallık ve çevrenin zeka üzerindeki etkileri ile ilgili güvenilir bir tahminde bulunmak mümkün olmayacak ve tartışma devam edecektir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:512-513; Owen, Blount ve Moscow, 1978:81).

Zekayı açıklamaya çalışan teorik yaklaşımlardan bağımsız olarak düşünecek olursak; zeka ile ilgili yapılan araştırmalar, dört yeteneği tanımlarlar. Bu dört  yetenek, bir zeka teorisi için gerekli kavramlar olarak görülebilirler (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:507):

  1. Yaşantılardan öğrenme ve yararlanma yeteneği
  2. Soyut düşünme ya da akıl yürütme yeteneği
  3. Değişen ve belirsiz bir dünyaya uyum sağlayabilme yeteneği
  4. Kişinin yapması gereken işleri süratle gerçekleştirmesi için kendini güdüleme yeteneği.

Günümüzde kullanılan çoğu zeka testi bu yeteneklerden ilk ikisini ölçmede etkilidir; ancak son ikisini ölçmede çok daha yetersiz kalır. Uzmanlar, son iki yeteneğin (pratik problem çözme ve güdülenme) daha iyi ölçülerini geliştirmeye çalışmış, ancak sınırlı başarı elde etmişlerdir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:507).

Zeka Teorileri

Hemen hemen herkes, insan zekası hakkında bir teoriye sahiptir. Ancak, bir kaç bilimsel teori vardır. Bir teorinin bilimsel olup olmadığını bilmek için kavramların işlemsel olarak tanımlanabiliyor olması ve temel özelliklerin test edilebiliyor olması gerekir. Ayrıca teori, zekayı gösteren fenomenler hakkında bilinenleri açıklamalıdır. Bu nitelikler olmadan bir teori yalnızca bir düşünce veya spekülasyondur. Belki de ilginç veya büyük ölçüde doğru da olabilir ama bilimsel değildir. Bu nitelikler olmadan teorinin ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz (Woodcock, 1990:200).

Genel bir (bilimsel) teori nasıl olmalıdır? Olanaklı olduğu sürece gerçekler bağımsız bir şekilde onaylanmalıdır. Eğer varsa, önceki birden fazla teori üzerinde durulmalı ve açıklanacak bir şey varsa, olası tüm açıklamalar ortaya konulmalıdır.  Bir teoriye gereğinden fazla bağlanma yerine, bilgiye erişim yollarından biri olarak düşünülmeli ve diğer alternatiflerle adil bir şekilde karşılaştırılmalıdır. Büyüklük, düşüncenin karşıtına da okunabilmek olduğundan, karşıt düşünceler de gözden geçirilmelidir (Faynman, 1999:186-207). Kısacası; Karl Popper’ ın dediği gibi, kuramlar dünyayı bilimsel olarak avlayabilmek için ağ olarak kullanılırlar, bütün  çaba ağı daha ince örebilmek olmalıdır. Teoriyi reddetmek için nedenler aranmalı ve teori    nicelendirilmelidir.    Bir    teoriyle    yeterince    uzun    zaman  aldatılmışsak, aldatmacayı ortaya koyan her türlü kanıtı reddederiz. Teorik sonuçlar bir ölçüye, sayısal değere sahipse bu ortaya konulmalıdır. Böylece diğer teorilerle daha kolay karşılaştırılabilir hale gelir. Eğer teoride savlar zinciri söz konusu ise, zincirin her halkası -bir kısmı ya da bir çoğu değil- geçerliliğini kanıtlamak zorundadır. İlke olarak, yanılabilir olup olmadığı sorgulanmalıdır (Faynman, 1999:186-207).

Bu çerçevede, zekaya ilişkin olarak ortaya konan düşünceler arasında, bilimsel temellere dayalı, teori olabilecek kadar kapsayıcı ve açıklayıcı olan yaklaşımlar, temelde “günümüze kadar gelme, yaygın olarak bilinme,  göreceli  olarak kapsamlı olma ve ölçülebilir özellikler üzerine kurulmuş olma” kriterleri esas alınarak bu tez kapsamına dahil edilmiştir.

Çift Faktör Teorisi

Spearman, 1904 yılında ilk defa ‘g’ (general ability/ genel yetenek) olarak adlandırdığı genel zekadan bahsetmiştir. Spearman faktör analizi tekniğini ilk kullanan ve zekanın faktörlerini ilk ortaya atan kişidir. Spearman 1927’ de yaptığı araştırmada, çeşitli test kombinasyonlarının büyük çoğunlukla aynı şeyi ölçtüğünü saptamıştır. Çünkü, bütün testler arasında pozitif korelasyonlar bulunmuştur. Korelesyon dereceleri değişmiştir. Fakat, Spearman bunu g’ nin farklı teslerdeki eşit olmayan katsayısına bağlamıştır (Aydın, 1999:23). Sperman daha sonra ‘s’ faktörünün (spesific ability/ özel yeteneklerin) varlığınıda saptadı. Bu faktör, genel zihinsel faktörlerden başka, herhangi bir alt yeteneğin bütünü olarak tanımlamıştır. (Bergon ve Dumm, 1976:72- 73).

Spearman’ a göre zeka; bu iki temel faktörden oluşmuştur. Genel yetenek ‘g’ faktörü, tüm zihinsel faaliyetlerde rol oynayan, ortak ve genel bir zihinsel enerjiyi; özel yetenek ‘s’ faktörü ise, bir işin yapılmasında gerekli olan, genel zihinsel yeteneklerden ayrı olarak ihtiyaç duyulan zihinsel bir güç olarak algılanmıştır (Özgüven, 1994:121). Her bilişsel etkinlik için özel bir yetenek gerektiğinden özel yeteneklerin sayısı, birbirinden ayrı bir zihinsel gücü gerektiren bilişsel etkinliklerin sayısı kadar oldukça çoktur ve insandan insana değişir (Başaran, 1996:90)

Örneğin; aritmetik yada uzaysal ilişkiler testlerinden her biri farklı bir ‘s’ ortaya çıkarır. Spearman, bir bireyin test edilen zekasının g miktarı ile çeşitli s faktörleri büyüklüğünün toplamını yansıttığını düşünüyordu. Buna göre, matematikteki performans, kişinin genel zekasıyla matematiksel yeteneği bir fonksiyonudur (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:503).

Birincil faktör olan ‘g’ faktörü ve ikincil faktörlerden birisinin baskın  çıkması, çeşitli zeka tiplerini karakterize eder. Zekanın bu şekilde tanımlanması, pratikte bir çok psikometrik araştırmanın hareket noktası olmuştur (Uğurel- Şemin, 1984:53)

Çok Faktör Teorisi

Spearman’ın çalışmalarını ABD’de tekrarlayan Thorndike, duyumsal ayırma gücü ile öğretmen ve öğrencilerin zeka değerlendirmeleri arasındaki ilişkilerinin sürüldüğü kadar yüksek olmadığını görmüşve bulgularını 1909 yılında yazdığı bir makaleyle yayınlamıştır. Daha sonraki çalışmalarında da Spearman’ın g faktörünü reddetmiştir. Thorndike; zekanın, birbirinden bağımsız faktörlerden meydana geldiğini ileri sürmüştür. Ona göre; genel zekadan değil, zekalardan söz etmek gerekir. (Toker ve ark., 1968:37)

Zekaya bağlı olarak ortaya çıkan zihinsel etkinlikler şunlardır (Başaran, 1996:90-91)

  1. Sözcükleri anlama,
  2. Sayısal akıl yürütme,
  3. Kavrama,
  4. İlişkileri görsel algılama

Objektif yöntemlerle zihinsel özelliklerin teker teker değerlendirilip, zekanın ölçülebileceğini savunan Edward L. Thorndike (1927) psikometrik yaklaşımın  öncüsü  sayılabilir.  Binet’nin  ve  sonradan  Wechsler’in  klinik  yaklaşımına karşın, Thorndike; zeka testleri neyi ölçüyorsa, zekanın o olduğunu ileri sürdü. Onun tanımına göre zeka, doğuştan gelen veya kazanılan zihinsel çağrışımların (bağların) nicel toplamıydı. (Cansever, 1982:164)

Thorndike’a göre üç tür zeka vardır (Cansever, 1982:164)

  1. Soyut ve Sözlü Zeka:

    Simgelerin kullanımı, sözcük, kavram ve sayıları anlama.
  2. Pratik (Mekanik) Zeka:

    Araç, gereç, makine ve çeşitli nesneleri
  3. Toplumsal (Sosyal) Zeka:

    Başka kişileri anlama ve onlarla etkili ilişkiler

Zekanın özellikleri arasında düzey, genişlik ve hız vardır (Toker ve ark., 1968:39; Dönmezer, 1992:104):

  1. Zekanın Düzeyi: Zekanın düzeyi, zekanın yapabileceği işlerin güçlük derecesini gösterir. Kolaydan zora doğru sıralanmış işlerde bireyin yapabildiği en zor iş, o bireyin zeka düzeyidir. Daha zoru yapabilen birey daha yüksek zeka düzeyindedir.
  1. Zekanın Genişliği: Zekanın genişliği, içerik olarak farklı işleri yapabilmekle ilgilidir. Güçlük dereceleri aynı, fakat özellikleri farklı çok sayıda işten başarılanların sayısı, bireyin zeka genişliğini meydana getirir. Çok sayıda değişik iş yapabilen birey, daha geniş bir zeka genişliğine
  2. Zekanın Hızı: Zekanın hızı ise işlerin başarılmasındaki çabukluk veya yavaşlıkla

Grup Faktörleri Teorisi

Louis Thurstone (1938) Spearman’ ın genel zeka üzerinde durmasına itiraz etti. Thurstone, zekanın belli sayıda birincil yeteneğe bölünebileceğini düşündü. Bu yetenekleri bulmak için, birçok farklı madde içeren çok sayıda testin sonuçlarına faktör analizi uyguladı. Bir grup test maddesi, sözel anlayışı ölçmek üzere hazırlanmıştı; diğer bir grup aritmetik hesaplamayı ölçüyordu; böylece farklı gruplar, farklı yetenekleri ölçmek üzere hazırlandı. (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:504)

Thurstone, tüm testlerin puanları arasındaki korelasyonları (her alt puan ile diğer alt puan arasındaki korelasyonlar) bulduktan sonra, bir temel faktörler  kümesine ulaşmak için faktör analizi uyguladı. Bulunan faktörlerden her birini en iyi temsil eden test maddeleri, yeni testler oluşturmakta kullanıldı. Bu testler daha sonra başka bir denek grubuna verildi ve puanlar arasındaki korelasyonlar tekrar analize tabi tutuldu. Bu tür çalışmayı bir çok kez yaptıktan sonra, Thurstone yedi faktörü zeka testlerinin ortaya koyduğu birincil yetenekler olarak tanımladı (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:505). Bu yetenekler, aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir. (Guilford, 1985:235).

Sözel Anlama: Sözel ifadeleri ve dildeki ilişkileri kavramlarla düşünebilme gücünü gösterir.

Kelime Akıcılığı: Bir düşüncenin anlatılmasıyla, belli bir süre içinde çok sözcük kullanma ile ilgilidir.

Sayısal Yetenek: Birbirinden farklı ve basit matematik işlemleri (toplama, çıkarma vb.) doğru ve çabuk yapabilme.

Uzamsal Yetenek: İki ya da üç boyutlu nesnelerin uzaydaki durumlarını ve birbirleriyle ilişkilerini zihinde canlandırma. Mekandaki şekillerin düzeni, bütün- parça ilişkileri, plan ve şemaların okunması ve geometrik düşünme gücünü ifade eder.

Hafıza: Anlamsız sözcükleri öğrenme ile ilgili ezberleme hızını gösterir.

Algısal Hız: Nesneler ve kavramlar arasındaki incelikleri ayırma ile ilgilidir.

Tümdengelim ve Tümevarımsal Akıl Yürütme: Örnekler arasındaki kuralı bulabilme ile ilgilidir.

Thurstone’un teorisi; zekaya, çok boyutlu bakmış ve her boyutun bir zihinsel yeteneği temsil ettiğini söylemiştir. Bu zihinsel yetenekler, yanyana birbirlerinden bağımsız bir mozaik gibi dururlar. Belirtilen faktörlerin yorumu Gestalt psikolojisi kavramları kullanılarak yapılmıştır (Guilford, 1985:236).

Zeka Yapısı Modeli

Zeka Yapısı Modeline göre zeka, değişik biçimlerde ve farklı türlerde bilginin işlenmesi için işlevlerin yada yeteneklerin sistematik bir toplamıdır. Yetenek terimi bireysel farklılıklar, işlevler ise bireysel davranışlar bağlamında kullanılmaktadır.  Her temel yetenek üç değişkenin birleşimiyle tanımlanır. Her bir yetenek işlem,  içerik ve ürünün tek bir türüdür (Guilford, 1985:240)

Bu modelde; zeka, “yeteneklerin sistematik bir koleksiyonu” veya “çeşitli şekillerdeki farklı bilgiyi işleme fonksiyonu” olarak tanımlanır. Yetenek terimi, bireysel farklılıklar ve davranan bireyin fonksiyonları kapsamında kullanılır. Guilford’a göre muhtemel süreçler veya işlemler, 5 tanedir. İçerik çeşidi 4 tanedir ve ürün çeşitleri 6 tanedir. Bunlar, bağımsız çapraz sınıflamaya tabi olduklarından bu sisteme göre büyük sayıda farklı yetenekler ortaya çıkar. Örneğin 5x4x6=120 (Butcher, 1968:23-24).

Resim-15: Zekâ yapısı modeli

İşlemler

İçerikler

Ürünler/Sonuçlar

E

Değerlendirme

F

Şekilsel

U

Birim

N

Yakınsak Düşünme

S

Sembolik

C

Sınıf

D

Uzaksak Düşünme

M

Semantik

R

İlişki

M

Hafıza

B

Davranışsal

S

Sistem

C

Biliş

 

 

T

Dönüştürme

 

 

 

 

I

Sonuç Çıkarma

P. Guilford, zekanın yapısını 120 hücreden oluşan bir küp şeklinde çizmiştir ve her bir hücre, zekanın bir elementi (parçası)dir. Her bir hücrede üç ana boyut (işlemler, içerik ve ürün) etkileşir. İşlemler, insanların düşünme yollarını; içerik, ne hakkında düşünüldüğünü; ürün ise, diğer ikisinin sonucu anlamında kullanılmıştır (Owen, Blount and Moscow, 1978:80). Guilford’un Zeka Yapısı Teorisi’ndeki zihinsel süreçlerde ortaya çıkan “İşlemler” boyutu ile ilgili kategoriler aşağıdaki gibidir (Owen, Blount ve Moscow, 1978:80; Guilford, 1985:241-243)

Biliş (Cognition): Bir kelimenin anlamını bilme. Daha teknik anlamda kognisyon, beyin tarafından bilgi parçalarını (item) yapısallaştırma işlemidir.

Hafıza: Bir yemek tarifini akılda tutma gibi doğrudan bir uyarıcı tarafından etkinlik zamanından hemen sonra idrak edilen (kavranan/farkına varılan) bilgi parçacıklarını beyne depolama.

Uzaksak (Divergent) Düşünme: Bilinenlerden, bilinmeyene ve daha önce görülmemiş olan bir çözüme varma. Buna “ayrıştırıcı düşünme” de denir. Kişiyi, verilen problemin muhtemel bütün cevaplarını üretmeye yöneltir. Dolayısıyla bu belirli bir sınıfa ait hafıza deposu birimlerinden bilgi çağırma ile ilgilidir. Bu düşünme tarzının üç özelliği vardır: Esneklik, akıcılık ve orijinallik. Geleneksel zeka testlerinde vurgulanmayan bu düşünme tarzına Guilford, yaratıcı düşünme adını vermiştir.

Yakınsak (Convergent) Düşünme: Bilinenlerden, doğruluğu daha önce saptanmış bir ilişkiye ve problem çözümüne varmadır. Kişiyi, verilen problemin tek bir cevabını bulmaya yöneltir. Buna, “birleştirici düşünme” de denir.

Değerlendirme: Bir problemin çözümünün uygunluğu veya doğruluğu, iyiliğine ilişkin kararlara varma yeteneğidir.

“İçerik” boyutu ile ilgili kategoriler aşağıdaki gibidir (Bergan ve Dunn, 1976:75; Guilford, 1985:243-242

Figürel (Şekilsel) İçerik: Duyular yoluyla algılanan; boyut, şekil, renk, yer, doku, ses örüntüsünü içerir. Görsel ve işitsel boyutları vardır.

Sembolik İçerik: Bir kavramı sembolize eden soyut formlardan oluşur. Örneğin; harfler, rakamlar ve diğer geleneksel semboller. Matematik ve dil için temeldir.

Semantik (Anlamsal) İçerik: Anlamsal içerik; sözel anlamlar veya düşünceler, fikirler şeklindedir. Anlamlar, her zaman değil ama genellikle kelime sembollerine bağlıdır.

Davranışsal İçerik: Bireylerin davranışları ve zihinsel durumları hakkındaki bilgileridir. Bu bilgiler beden dili tarafından yansıtılır. Örneğin fiziksel hareketler, jestler ve mimikler. Davranışsal bilgiyi içeren yetenekler, sosyal zekayıda etkiler.

Zeka Yapısı Teorisi’nin üçüncü ve son boyutu ise bilgi formları ile ilgili olan “Ürünler”dir. Ürün kategorileri aşağıdaki gibidir.  (Guilford, 1985: 245-246)

Birim (Ünite): Bir nesne gibi, çeşitli özelliklerin özgün bir kompozisyonuna sahip varlıklar. Mavi bir üçgen leke (patch), bir müzik notasının sesi, yazılmış bir kelime, suç kelimesinin anlamı gibi.

Sınıf: Birbirine benzerliği olan birimlerin arkasında yer alan bir kavramdır. Örneğin; bir set dikdörtgen tiz tonlar, “–mek, -mak”la biten kelimeler veya bir meslekler seti olabilir.

İlişki: İki item arasında gözlenen bağlantıdır. Bir çocuğun diğerinden daha uzun olduğu, birbirinden bir oktav ayrı iki ton, alfabetik sıradaki iki isim gibi.

Sistem: Tanınabilir bir bütünlük içerisinde, birbirleriyle ilişkili üç veya daha fazla itemin düzeni. Masanızın üstünde görülen nesnelerin düzeni, bir melodi veya ritm, bir telefon numarası, bir dizi hareket planı gibi.

Dönüştürme (Transformasyon): Bir nesnenin görsel olarak algılanmış hareketi,  bir  melodideki  çeşitlenme,  yanlış  yazılmış  kelimelerin  düzeltilmesi, bir kelime oyunu veya bir kişinin ruh halinin tersine ifadesi gibi bilgi parçasındaki bir değişiklik. Buna yerine geçmeler dahildir. Örneğin; elma istenildiğinde, armut verilmesi olabilir.

Sonuç Çıkarma (Implication): Verilen bir bilgiden sonra gelecek bilgiyi çıkarsama. Örneğin, şimşekten sonra fırtına bekleme; 4x5’i görüp 20’yi düşünme; hafif kelimesini işitip ağır’ı düşünme veya suratını asan bir arkadaşınızın ne söyleyeceğini ya da yapacağını bilme. Sonuç çıkarma, bir çağrışım kavramı olarak düşünülebilir. Bu öneri, şartlı tepkiyi kapsar.

Üç Ayaklı Zeka Teorisi

Sternberg’ in üç ayaklı zeka modeli bileşenler yaklaşımına dayanmaktadır. Bileşenler yaklaşımı; daha önceden kuramlarını açıkladığımız Spearman, Thorndike ve Thurnstone’un temsilcisi oldukları faktöryel yaklaşımının tamamlanması ve yorumlanmasına olanak sağlar. Bileşenler yaklaşımı, test puanları arasındaki korelasyonlarla tanımlanan faktörlerden sorumlu altta yatan bileşen süreçlerini anlamaya ve çözümlemeye çabalamaktadır. Sternberg, bir zeka testindeki belli bir işi seçer ve bunu bir dizi deneyde kullanır. Bu deneylerin sonuçları, Sternberg’ in bu işte söz konusu bileşenleri çıkarmasına yardımcı olur. Performanstaki bireysel  farklılıklar, bazı bileşenleri bir bireyde diğerine oranla daha etkili bir biçimde işlediğini varsayarak açıklar (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:505; Ramazan, 1997:43).

Sternberg’ in teorisi bileşenler alt kuramı, deneysel alt kuram ve bağlamsal alt kuram olmak üzere üçe ayrılır. Bunların her biri, zekanın bir yönünü temsil eder. (Onur,   2000:120;   Ramazan,   1997:43-45;   Colengelo,   2002:88-   100; Sternberg,

1985:62; Lefrançois, 1990).

  1. Bileşenler Alt Kuramı (componentional subtheory): Bileşenler alt kuramı zekanın analitik yönünü temsil
  1. Meta bileşenler (üst bileşenler/ meta components): Problem çözmede karar verme ve idari planlama için kullanılan yüksek seviyede denetim süreçlerini içerir.
  1. Bir sorunun varlığını tanıma
  2. Sorunun doğasını tanımlama
  3. Sorunu çözmek için bilgi temsil etme türünü seçmek
  4. Sorunu çözmek için strateji seçmek
  5. Bilgi için bir veya daha fazla zihinsel temsil seçmek
  6. Odaklanılacak noktaların nasıl belirleneceğine karar vermek
  7. Çözümü gözlemek yada izlemek
  8. Sorunun çözümü hakkındaki iç ve dışsal geribildirimleri
  9. Kabul edilen geri bildirime göre nasıl davranılacağının
  10. Geribildirim sonucu olarak eylemi gerçekleştirmek.
  1. Performans Bileşenleri (performance components): planları meta bileşenler tarafından seçilen kararları uygulayan süreçler.
  1. Uyaranları kodlama
  2. Uyaranlar arasında çıkarsanan ilişkiler
  3. İlişkiler arasında daha üst ilişkileri belirleme
  4. Eski ilişkileri yeni uyaran alanlarına uygulama
  5. Uyaranları karşılaştırma
  6. Seçilmiş çözümleri doğrulama
  7. Uyaranlara yanıt verme
  1. Bilgi Edinme Bileşenleri (bilgi kazanımı/ knowledge- acquisition components): Öğrenmede; yeni bilgileri edinmeye etki eden süreçler ile ilgilidir. Sternberg, bilgideki bireysel farklılıklardan çok bilgiyi elde etmedeki bireysel farklılıkların önemli olduğunu ifade eder. Bilgi edinme bileşenleri zeka kuranımın önemli bir parçasıdır. Çünkü, insanların temel özelliklerinden biri öğrenme kapasiteleri ve çevrelerine uyumlarıdır. Bir başka deyişle; bir davranış, içinde ortaya çıktığı ortamla uyum gösteriyorsa zekice
  1. Bilginin seçici kodlanması
  2. Bilginin seçici kombinasyonu
  3. Eski ve yeni bilginin seçici karşılaştırılması
  1. Deneysel Alt Kuram (deneyimsel/ experimental subtheory): Deneysel alt kuram zekanın yaratıcı yönünü temsil eder. Deneyim aracılığıyla öğrenilenlerin yeni durumlara uygulanmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla; bireyin çeşitli durumları keşfetmesine bağlı bir zeka
  1. Göreli yenilikle başa çıkma
  2. Bilgi işlemeyi otomatikleştirme
  • Bağlamsal Alt Kuram (contextual subtheory): Bağlamsal alt kuram zekanın pratik yönünü temsi eder. Sternberg’ e göre; zeka, sadece zeka testlerinin ölçtüğü çeşitli yeteneklerle sınırlı değildir. Bireyin zekasının kültürel bir bağlamda da değerlendirilmesi gerekir. Davranışın çevreye uygunluğuna ve toplumun neyi zekice davranış olarak gördüğüne bakmak; zekanın kültürel bir bağlamda düşünülmesi gereğini ortaya koyar. Zekayı bağlam içinde düşünme görüşü, zekanın belirli bir kültürdeki bireyler tarafından değer verilen gerçek dünya davranışlarını göstermesi ile
  1. Çevreye uyum
  2. Çevrenin biçimlendirilmesi
  3. Çevrenin seçilmesi

Thurstone’ un birincil zihinsel yetenekleri gibi faktörler, genel kuvvet ve zayıflık alanlarını tanımlamada yararlıdır. Bu faktörler, örneğin kişinin kelime akıcılığında ve sözel alanda çok kuvvetli olduğunu ancak akıl yürütmede zayıf olduğunu belirtebilir. Ek testler uygulandığı takdirde, bir bileşenler analizi gözlenen bir eksiklikten sorumlu olan bileşenlerin tanısal bir profilini verebilir. Bileşenler analizi, meta bileşenler düzeyinde (bir problemi çözmeye başlarken kullanılan stratejilerin seçimi gibi) hatırda tutma bileşenlerinde (ilgili bilgilerin yavaş yada yanlış hatırlanması gibi) veya aktarma bileşenlerindeki (akıl yürütme problemleri; hakkında öğrenilmiş olan şeylerin yeni problem bağlamlara aktarılmasına bağlı zayıf bir yetenek gibi) bir eksikliği gösterebilir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:506).

Akıcı ve Kristalize Zeka Teorisi

Cattell (1943) genel yeteneklerin iki çeşidi olduğunu söyler. İnsan yetenekleri arasındaki ilişkiler konusunda yapılan çalışmalar da bu düşünceyi destekler sonuçlar ortaya koymuştur. Buna göre; bu iki temel zeka, akıcı ve kristalize zekadır. Akıcı zeka; Kendisini algı, performans hızı ve yeni durumlarda belli eden akıcı yetenek (Gf) olarak tanımlanır. Ayrıca; ilişkileri algılama, ilişkilerden sonuç çıkarma, akıl yürütme, kavram oluşturma ve problem çözme süreçleriyle karakterize edilir. Kristalize zeka ise; kendisini, yalnızca bilinen materyaldeki algı ve hız performanslarında belli eden kristalleştirilmiş yetenek (Gc) olarak tanımlanır (Horn, 1971:53).

Cattell, en genel kapasite faktörünün akıcı zeka (Gf) olduğunu; dolayısıyla bu faktörün, beynin yapısal ve fonksiyonel özelliklerine bağlı olduğunu ve öğrenme için kritik olan sinirsel alt yapıyı temsil edebildiğini öne sürer. Dolayısıyla, akıcı zeka’ya; yapısal bir anlam verilmiştir (Brody ve Brody, 1976:6). Akıcı zeka, genetik zihinsel kapasitenin  eşiti  değildir.    Fakat  genetik  değişkenler,  akıcı  zeka  ’yı  doğrudan kristalize zeka ’yı ise akıcı zeka ’nın kristalize zeka üzerindeki etkisi yoluyla dolaylı olarak etkiler (Aydın,1999:88- 89).

Horn (1971)’ a göre; akıcı zeka ve kristalize zeka, her ikisi de öğrenmeye bağlıdır. Aralarındaki fark ise, öğrenme çeşidinden kaynaklanır. Kristalize zeka, kültürlenme yoluyla öğrenmedeki bireysel farklılıklara dayanır ve bunları yansıtır. Ayrıca; kişinin yaşantıları ve eğitim sayesinde artar. Akıcı zeka ise, olağan (kasıtlı olmayan) öğrenmelere dayalı bireysel farklılıklarla ilgilidir. Akıcı zeka, belirli bir forma sahip değildir; eğitim ile yaşantılardan bağımsızdır; ve çeşitli zihinsel yetenekleri etkiler (Horn, 1985:267).

Lohman (1989)’ a göre, kristalize zeka belirli öğrenme deneyimlerini öne çıkarmakta ve çevreye bağlı olarak da değişiklik göstermektedir. Kail ve Pellegrino (1985)’ ya göre; kristalize zeka kültürün ve eğitimin zihinsel yetenekler üzerindeki etkisi olarak görülmektedir. Snow(1980)’ a göre ise, kristalize zeka; sözel, nicel, kelime, okuma, bilgi, matematik gibi geleneksel eğitimin başarısı ve skolastik yetinin birer göstergesi olan ölçümlerle saptanır (Ramazan, 1997:51- 52).

Hem kristalize hem de akıcı zeka yaşla gelişirler ve yaşla gerilerler. Ortalamalara bakıldığında; akıcı zeka, kişi 20’li yaşlarını bitirmeye başlamadan önce aşağı düşmeye başlar. Kristalize zeka ise, genellikle, ömür boyunca artmaya devam eder. Kristalize zeka, böyle bir yükseliş gösterdiğinden, akıcı zekadaki azalmalar insanların zihinsel güçlerini ciddi bir şekilde etkilemez. Akıcı ve kristalize zekaları ayırdetmek, çocuklardan daha çok yetişkinlerde daha kolaydır (Horn, 1971:68).

Çoklu Zeka Teorisi

Gardner’in geliştirdiği “Çoklu Zeka Teorisi”nde, bireylerin tek bir sabit zekaya sahip olmadıklarını, zamanla geliştirilebilecek, en azından yedi tane ayrı zekaya sahip olduklarını ileri sürer. Uygun teşvik, zenginleştirilmiş çevre ve öğretim ile insanların çoğu; her bir zekayı belirli bir seviyeye kadar geliştirebilir. Bu çeşitli zekalar,  hem  yapı,  gelişim  ve  işlev  olarak  birbirlerinden    ayrı  iş  görürler  yani birbirlerinden bağımsızdırlar; hem de birbirleriyle etkileşim içindedirler ve karmaşık bir sistem içerisinde çalışırlar (Thornton, 1998:151; Dixon and Dixon, 1997:1-6).

Gardner’a göre zeka, temelde iki kapasiteden oluşur (Dixon and Dixon, 1997:1; Gardner, 1985:32):

  1. Problem çözme
  2. Zengin ve doğal bir çevrede ürün meydana

Gardner’in ileri sürdüğü yedi ayrı zeka türü aşağıda açıklanmıştır (Ülgen, 1995:23-25; Dixon and Dixon, 1997:6; Gardner, 1985:35)

Mantıksal-Matematiksel Zeka

(Logical-Mathematical Intelligence): Bu zeka, sembollerin kabul edilen mantık kurallarına göre, soyut işlemlere uygulanması ile ilgilidir.

Dille İlgili Zeka

(Linguistic Intelligence): Matematiksel zekadan ayrı, bir dil zekasının olduğunu açıklayan güçlü nörolojik bulgular vardır. Örneğin, beynin sol bölümünde konuşma alanında oluşan bir hasar, dil kurallarına uygun olarak sesleri formüle etmede güçlük yaratmakta; ama, diğer düşünme süreçlerini etkilememektedir. Dille ilgili zeka; etkin bir konuşma yapmayı, anlamları bellekte biriktirmeyi ve olayları açıklayabilmeyi sağlar.

Uzamsal Zeka

(Spatial Intelligence): Uzamsal zeka; yüzleri tanıma, bir yer etrafında yolu bulma ve ayrıntıya dikkat etme işlemlerinde bireyi güçlendirir. Uzamsal zeka kapasitesi, dünyadaki obje ve olayları, doğru olarak kaydetme ve algılama ile ilgilidir; birey ilk algılarına dayanarak bilgileri dönüştürme ve biçimlendirme işlemlerini yapar; ilgili uyarıcının eksikliğinde de,  görsel tecrübelerine dayanarak bilgiyi yeniden yaratabilir.

Kinestetik Zeka

(Bodily-Kineastetic Intelligence): Kinestetik zeka; problem çözme, değerli ürün meydana getirmek için vücudun ya da vücut kaslarının kullanımındaki yeteneğe işaret eder. Bu zekanın, objeleri becerili bir biçimde tutma ve vücut hareketlerini kontrol etmede etkili bir rolü vardır. Dansçılar, atletler, operatörler ve enstrüman çalanlar, kinestetik yeterliliğin örneklerini oluştururlar.

Müzikal Zeka

(Musical Intelligence): Müzikal zeka, müzikal transformasyonların çeşitlerini takdir etme, ses perdesine duyarlı olma ve söz konusu olan bir sesi taklit etme kapasitesiyle ilgilidir.

Bireylerarası Zeka

(Interpersonal Intelligence): İnsan ilişkileriyle ilgili kazanılan bilgi, bireye; diğer insanların açık ya da gizli olan istek ve eğilimlerini bilme, bu bilgilere dayanarak, farklı bireylerden oluşan bir grubu etkileme ve istenilen doğrultuda davranmalarını sağlama olanağı verir. İnsanlararası ilişkilerle ilgili zekanın gelişmiş formları, politikacılar ve dini liderler arasında gözlenebilir.

Bireyiçi Zeka

(Intrapersonal Intelligence): bu zekaya ayrıca, bireyin kendi kendisiyle olan ilişkilerindeki zekası da denir. Bu tür zeka formu roman yazarları arasında gözlenebilir. Onlar kendi duygu ve düşüncelerini inceleyerek, yaşamla ilgili kendi duyguları hakkında derinlemesine bilgi edinirler. Sonra yapıtlarında kendi içsel zenginliklerine dayalı derledikleri bilgilerden yararlanarak, toplumun üyelerine öneride bulunurlar. Gardner’a göre terapistler de bu grupta düşünülebilir.

Pass Teorisi

PASS Teorisi; Das, Naglieri ve Kirby (1994) tarafından günümüz teorik ve uygulamalı psikoloji alanlarının özetlenmesi ile oluşturulmuştur. PASS Teorisi ile bilişsel görüşlere dayalı olarak zekayı yeniden yorumlamakta ve bunu yaparken de Alexander Luria (1902- 1977)’nın görüşleriyle bağlantı kurmaktadırlar (Ergin, 2003:51).

Bu teoriye göre; insanın bilişsel fonksiyonlarını, bilginin temeli olarak kabul edilen dört parçadan oluşmaktadır. Bunlar, Planlama (planning), Dikkat (attention), Eşzamanlı (simultaneous) ve Ardıl (successive) Bilişsel İşlemlerdir (Ergin, 2003:51- 55).

Planlama (Planning ) : Bilişsel kontrolü sağlayan “Planlama” işlemleri, bireyin problemlere ilişkin çözümleri belirlediği, seçtiği, uyguladığı ve değerlendirdiği zihinsel bir işlemdir. Planlı davranışın içeriğini oluşturan  tüm  bilişsel işlemler PASS modelini oluşturan diğer bütün bilişsel işlemlerle ilişkilidirler. Planlama, dikkat, eş zamanlı ve ardıl bilişsel işlemler ile karşılıklı etkileşim halinde olsa da iki noktada diğerlerinden ayrılabilir. Bunlardan birincisi; planlamanın, problem çözme gibi üst düzey bilişsel aktivitelerdeki önemli rolüdür. Stratejiler, planlar, karar verme işlevleri, problem çözme davranışlarını tanımlamada sıkça kullanılırlar. İkincisi, beynin ön kısmı özelliklede ön bölgenin zarara görmesi durumunda planlı davranışın bozulduğu görülmektedir (Das, Naglieri ve Kirby, 1994).

Bununla birlikte planlama davranışına bilişsel açıdan yaklaşıldığında; konuşmanın planlama için bir ön gereksinim olarak faaliyeti kontrol etmesi gerektiğini söylemenin dışında planlamanın hangi yaşta başladığı açık değildir. Davranışı kontrol için içsel konuşma gibi bir sembolik sistemin kullanılmaması 4-5 yaşın altındaki çocuklarda planlamanın gerçekleşmediğine bizi inandırabilir. Ancak bu açıklamalar bize 4- 5 yaşın altındaki çocukların davranışlarını düzensiz olduğu, rasgele ortaya çıkan davranışlara sahip oldukları ve planlı davranış için gerekli olan nöro-psikolojik yapıya sahip olmadıkları mesajını vermez. Bu çocukların sahip olmadıkları şey sadece ne yaptıkları değildir, ne bildiklerini bilmemelerine yarayan üst biliş aktiviteleridir (metacognitive activity) (Das, Naglieri ve Kirby, 1994).

Bilişsel farkındalığın planlama ile olan ilişkisi iki açıdan ele alınabilir. İlki, bilişsel farkındalığın motivasyonla olan ilişkisidir. Stratejiler amaç ve ihtiyaç ile birleştirildiği zaman etkili hale gelir. ikincisi, bilişsel gelişim ile ilgilidir. 5 yaş civarındaki çocuklar stratejilerini ve düşüncelerini bilinçli olarak kontrol altına alabilirler ve 12 yaş civarında da düşüncelerini daha soyut, daha analitik ve daha sistematik hale getirebilirler. Bu gelişimsel yaklaşım Piaget’ in bilişsel gelişim dönemleri olan işlem öncesinden somut işlemlere ve somut işlemlerden soyut işlemlere doğru giden süreç ile uyumludur (Das, Naglieri ve Kirby, 1994).

Dikkat (Attention): İstenilen amaca ulaşmak için bilişsel işlemlerin kullanımı, kararlılık ve kendini kontrol ile karakterize olur. Belli bir süre içinde odaklanmış ve rekabet halinde olan diğer uyarıcılara tepki vermeyi engelleyen zihinsel bir işlemdir (Ergin, 2003:66).

Eşzamanlı Bilişsel İşlemler (Simultaneous): Bireyin ayrı uyaranları tek bir bütün veya grup halinde birleştirdiği zihinsel işlemlerdir. Eşzamanlı işlemlerin temel yönü; ayrı ögelerin hepsini, bir kavramsa bütün içinde ilişkilendirmesidir.Das ve Mishra (1994)’ya göre “Eşzamanlı Bilişsel İşlemler” okunan şeyin anlaşılması, yazılı pasajları anlamak için metnin kullanılmasını, özetlenilmesini ve sentezlenilmesini içerir.Luria (1970)’ya göre, Eşzamanlı Bilişsel İşlem bireyin ayrı uyaranları tek bir bütün veya grup şeklinde bir araya getirdiği ya da birleştirdiği zihinsel bir işlemdir. Eşzamanlı işlemlerin özünü, anlaşılabilir ve kavranabilir bir bütünlük içinde, uyarıcının parçalarının karşılıklı olarak ilişkilendirebilmesi oluşturur (Ergin, 2003:72-73). Eşzamanlı Bilişsel İşlemler; uzamsal yetenekler (spatial skills), imgelerle (imagery), anlamsal işlemlerle (semantic processing), muhakeme (reasoning) ile özetlenmektedir.

Bu tür bilişsel işlemler ile akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Ergin ve arkadaşları (2004) tarafından yapılan bir araştırmada yukarıda tanımlanan eş zamanlı bilişsel işlemlerde yüksek performans gösteren öğrenciler akademik başarıda da yüksek notlar alabilmekte aynı şekilde eşzamanlı bilişsel işlem gerektiren faaliyetlerde düşük performans gösteren öğrenciler akademik başarıda da düşük performans göstermektedirler (Ergin, Karace ve Tangil; 2004).

Ardıl Bilişsel İşlemler (Successive) : Uyaranları zincire benzer bir şekilde ve özel bir sıra haline getiren zihinsel işlemler olarak tanımlanmaktadır. Ardıl Bilişsel İşlemler; bireyin, uyaranları zincir benzeri özel bir dizi oluşturacak şekilde bir araya getirdiği zihinsel bir işlemdir. Luria (1966)’ya göre Ardıl Bilişsel İşlem, bilişsel işlemlerin birbirini katı bir şekilde tanımlanmış bir sırayla takip etmek zorunda olduğunda  gereklidir.  Ardıl  işlemlerin  ayırt  edici  özelliği,  her  bir  parça  sadece kendinden önce olanlarla (yani arkasında bıraktıklarıyla) ilişkilidir ve uyaranlar birbiriyle karşılıklı bir ilişkiye sahip değildir. Ardıl işlem, bir dizi şeklinde birbirini izleyen anlamsal bütünlüğü olan elemanlara sahiptir (Naglieri ve Das, 1997).

Luria (1966)’ya göre, birey her faktörün sadece kendinden önce gelenlerle ilişkili olduğu ve uyaranların birbiri ile ilişkilendirilmeden tanımlandığı durumlarda ardıl işlem yapmaktadır. Ardıl işlemler, hem uyaranların dizilimini algılamayı hem de ses ve hareketlerin sıralı bir biçimde oluşumunu içerir. Bundan dolayı ardıl işlemler, cümle yapmak için seslerin düzenlenmesiyle ve dilin anlamıyla yakın bir ilişkiye sahiptir. Luria ve Tsvetkova (1990) bu şöyle belirtmektedir: Konuşmanın seri organizasyonu, ardıl diziler içindeki motor uyaranlar ve ayrı seslerin üretilmesi ardıl bilişsel işlemleri içeren görevlerdir (Ergin, 2003:77-78).

Ya Çocuğunuz Üstün Zekalıysa?
Online Testimizle Çocuğunuzun Zeka Potansiyelini Keşfedelim.
www.zekatesti.com.tr

Zeka Geliştiren Kitaplar İçin TIKLAYIN
Zeka Geliştiren Zeka Oyunları İçin TIKLAYIN

Dikkat Dağınıklığı Hiperaktivite Disleksiye Eğlenceli Çözüm için TIKLAYIN



  FACEBOOK YORUMLARI


Çoklu Zeka Öğrenen Olarak Çocuklar

Çoklu Zeka Öğrenen Olarak Çocuklar

9 Eylül 2017 - Pazar

Bedensel Kinestetik Zeka Nasıl Geliştirilir?

Bedensel Kinestetik Zeka Nasıl Geliştirilir?

9 Eylül 2017 - Pazar

Iq Testleri Neyi Ölçer?

Iq Testleri Neyi Ölçer?

29 Temmuz 2017 - Pazar